• Reklam
Normalleşme...
Muhammed İKBAL

Muhammed İKBAL

Normalleşme...

29 Haziran 2016 - 19:34

Normalleşme...

2009 yılında  "one minute" çıkışı ile bozulan ilişkiler 31 Mayıs 2010'da Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda yapılan İsrail saldırısı ile kopma noktasına geldi.
Başbakan Yıldırım'ın Ankara'da ve İsrail Başkanı Netanyahu'nun Roma'da yaptığı eşzamanlı basın açıklamalarıyla belli ölçülerde anlaşmaya varıldığı dünyaya duyuruldu.
Anlaşmanın her iki ülkenin ilgili kurullarınca onay sürecinden geçecek olması işleyiş gereği gibi görünse de önemli bir detay olduğu düşünüyorum. 
Bu aşamaların her noktasında çıkacak sesler süreci ya sağlam bir zemine oturtacak, yada uzun süre tartışılacak bir konu halini alacak
Bir anlaşma değil Normalleşme süreci olduğunun altını özenle çizmek gerekiyor.  Bu süreç için başından beri Türkiye'nin üç şartı vardı:
Özür, Tazminat ve Gazze ablukasının kaldırılması.
Netanyahu'nun Mart 2013'te yaptığı Özür ile ilk şart karşılanmıştı.
Geriye kalan iki şarttan tazminat (20 milyon dolar) karşılanırken ambargoda bir orta yol bulundu. Gazze'ye yönelik ambargo Türkiye üzerinden "büyük ölçüde" hafifletildi.
Deniz ablukası da Aşdot Limanı kullanımıyla "esnetildi." Türkiye'nin Gazze'ye elektrik santrali, hastane ve su arıtma tesisi kurması kabul edildi. Cenin'deki Eraz sanayi bölgesinin yapımına hız verilmesi de mutabakatın içindeki bir diğer husus. 
Şahsen ben İki ülke arasındaki normalleşmenin hızlı bir yakınlaşma ile müttefiklik ilişkisine dönüşmesini beklemiyorum.
Aslında üzerinde durulması gereken en önemli madde
Gazze'ye yönelik ambargonun bundan sonra  nasıl bir boyut kazanacağıdır.  Ancak her iki ülkenin coğrafi konumu ve ekonomik ihtiyaçları yüzünden sürecin  kalıcı olması beklenebilir.
Coğrafi konum gereği  Suriye iç savaşının Ortadoğu'da meydana getirdiği  yeni bölgesel denklemler Türkiye ve İsrail'i yeni değerlendirmelere zorlamış olması uzlaşmayı etkileyen sebeplerden birisidir.
Gelinen noktada herşeyden önce normalleşme Gazze'nin yeniden imarına ve ihtiyaçlarının karşılanmasına imkan sağlayacak.
Hamasın da bu normalleşme sürecine olumlu baktığını düşünüyorum.
İsrail açısından baktığımızda  Doğu Akdeniz'deki güvenlik ve ekonomik çıkarları ve bölgedeki izole konumundan kurtulmak için önemli bir adım olarak değerlendirilebilir. 
Sürecin bizim açımızdan en önemli tarafı olan Türkiye açısından ise 2. Olağanüstü kongre sürecinde Sayın Başbakan Binali YILDIRIM'ın  "dostları artırma düşmanları azaltma" politikasını açıklamış olması bize daha o günlerde Rusya, Suriye, İsrail Mısır ve İran ile ilişkilerimizi düşündürmüştü.  Görünen o ki Türkiye bu politikayı hayata geçirmek konusunda oldukça kararlı.
Türkiye bölgedeki çıkarlar, zorunluluklar ve prensiplerin yeni bir boyutunu ilişkilerine yansıtma hedefi güdüyor. İsrail ile normalleşme Rusya ile ilişkilerde "önemli adımlar" atılmasını teşvik etmekte. Orta vadede Mısır ile de yumuşama olabileceği kanaatindeyim.
İsrail, Obama döneminde ABD'nin nükleer anlaşması ile bölgedeki inisiyatifi büyük ölçüde İran ve bağlantılarına bıraktığı görüşünde. Şiilerin bu ölçüde desteklenmesini doğru bulmuyor.

Türkiye ise ABD'nin YPG'ye açık askeri desteğinden ziyadesiyle rahatsız.

İran'ın bölgedeki güç kullanımı bölgesel güçler arasında yeni bir yakınlaşma sebebi olarak görülebilir.

Gelinen noktada İran'ın aşırı hırsları Suudi Arabistan, Türkiye ve İsrail'i Suriye konusunda yakınlaşmaya itiyor.
Ancak bu yakınlaşmayı yeni bir ittifak kuruluşu olarak  değerlendirmek doğru olmaz.
Öyleki bölgenin şartları çok değişken olduğundan kalıcı ittifaklar kurulmasına uygun değil.
Bölgesel güçler politikalarında her zaman menfaatleri üzerine hareket etmek zorundalar. Bu güçlerin hiç birisi menfaatlerinden ödün verecek kadar zayıf halka değil.

Bu yazı 1207 defa okunmuştur .

Son Yazılar